Yaşlı teyze, kasabanın en güzel köşesindeki küçük, çiçeklerle çevrili evinde yıllardır tek başına yaşıyor. Bahçesi cennet gibi; güller, leylaklar, lavantalar, yazın kokusu sokağa taşıyor. Ama o nadiren dışarı çıkar, kapısını çalanlara bile pek açmaz. Komşular "Teyze niye yalnız, torunları yok mu?" diye fısıldaşır, ama kimse cesaret edip sormaz. Bir gün bahçede çalışırken komşu genç oğlan topu yanlışlıkla çite atar, içeri girer. Teyze önce kaşlarını çatar ama çocuğun utangaç gülümsemesine dayanamaz. "Gel bakalım, çay iç" der. Çay masasında sohbet başlar; teyze eski günleri anlatır, genç dinler. Bahçedeki güllerden birini koparıp çocuğun yakasına takar. "Beni unutma" der yumuşakça. O günden sonra çocuk sık sık uğrar. Teyze yavaş yavaş açılır; bahçede birlikte çiçek diker, eski fotoğrafları gösterir, kahkahalar atarlar. Komşular şaşırır: "Teyze gülüyor muymuş?" Teyze artık kapıyı çalanlara gülümser, bahçesinden çiçek koparıp verir. Yalnızlık bitmez ama bazen bir top, bir gülümseme, bir çay fincanı yeter. Teyzenin güzel bahçesi artık sadece çiçeklerle değil, küçük mutluluklarla da dolu.